| YILMAZ ARSLAN / Münafıklık ve Alametleri ) |
| Yazar MEHMET VAR | |
| Salı, 30 Mart 2010 | |
|
MÜNAFIKLAR ve ALAMETLERİ
Es selamünaleyküm; Değerli Yalnizbag sitesi okuyucuları ve ziyaretçileri daha önce söylediğim gibi bu yazı baslığını ve içeriğini mümin ve münafık arasındaki farka ve içimizde bulunan, bir virüs gibi dinimize ve insanlığa zarar veren münafıklık alametleri üzerine yazıyorum. İlk önce terim manalarını açıklayarak giriş yapalım. Mümin Allah(c.c)a ve Resulüne inanan ve bunu dili ile söyleyip, kalbi ile tasdik edip hayatini buna göre düzenleyendir.
Münafık ise bunun tam tersi Allah(c.c)a ve Resulüne inandığını dili ile söyleyip, kalbi ile tasdik etmeyen, yani içi başka dışı başka olan kişi demektir. Mümininin belirgin özelliği doğruluk ve dürüstlüktür.
Hadisi şerifte münafıklığın alameti üç olarak zikredilmektedir.(Buhari, Müslim, Tirmizi) Bunlardan birincisi Konuştuğu zaman yalan söyler. İkincisi söz verdiği zaman sözünde durmaz. Üçüncüsü emanete ihanet eder. Bunları kısaca acarsak eğer; Bugün toplumuzda yalan söylemek öyle olağan bir hale gelmiştir ki, günlük yaşamımızda ve insanlarla olan ilişkilerimizde, söylediklerimizin ve aramızda gecen konuşmaların yüz yirmi hatta otuzu yalan ve yalan ve yalandan türeyen kelimelerle geçmektedir. Üstelik söylediğimiz yalanın önüne veya arkasına Allahın ismini koyarak vallahi, billahi, tillahi ismini koyarak karsımızdakini Allah’ı şahit tutarak ikna etmeye, kandırmaya çalışıyoruz. Ama yüce Allah tabii ki Âlimdir, es semii, el basirdir. Biz sadece kendimizi kandırıyoruz. Yüce Allah Bakara suresinin 9. ayetinde mealen şöyle buyurur: “Onlar kendi akıllarınca Allah’ı ve müminleri aldatırlar. Hâlbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir.” Evet, ayetlerde işaret edildiği gibi aslında onlar kendilerini kandırıyorlar. Fakat garip olan su oluyor ki böyle yalanı adet haline getirmiş kimselere karşı ferdi olarak bizlerde ve toplumda bir tepki oluşmamakta, normal bir şekilde olağanmış gibi davranılmakta. Böyle olmaması lazım, o insanin yalan söylediğini kendisine söyleyip bu yaptığının kötü bir haslet, münafıklık alameti olduğunu ona hatırlatıp, buna devam ettiği sürece de onunla olan ilişkilerimizi tekrar gözden geçirmeliyiz. İkinci olarak; söz verdiğinde sözünde durmamaktır. Buda birincisi gibi toplumumuzda çok yaygın olan kötü bir münafıklık hasletidir. Öyle ki bir sarmaşık ağı gibi toplumun her kesimine sirayet etmiştir. Bizleri yöneten siyasetçisinden tutun, eğitimcisine, askerinden bürokratına, sivil toplumlarından tutun aile yapılarımıza varıncaya kadar, toplumun tüm katmanlarını sarmış durumdadır. Belki toplumun belirli bir kesimi bunun ehemmiyetini tam manası ile kavrayamamış olabilir belirli bazı sebeplerden, fakat bunun bilincinde olanda büyük bir kesim olduğu halde biz hala söz verip sözünde durmayanlara itibar etmekteyiz. Bu kişilere hala güveniyor pirim veriyoruz ve yeni vaatlerine kanıyoruz. Hafızayı beser isyan ile malumdur sözünü adeta tasdik ettirmek için büyük bir caba içine giriyoruz. Basit olarak bir siyasetçinin bir dönem önce verdiği sözleri yerine getirip getirmediğini kontrol etmeden, yeni söz ve vaatlerine kanıyoruz. Bir anne, baba çocuğuna söz veriyor yerine getirmiyor, bir çocuk anne, babasına söz veriyor sözünde durmuyor, hepimiz rabbimize söz verip sözümüzde sebat edip kulluk vazifelerimizi ifa etmiyoruz. Üçüncü olarak; emanete ihanet etmek gelmektedir. Bu kötü haslette toplumumuzu sarmış durumda fakat biz bu emanet kelimesini dar bir kalıba koyarak algıladığımızdan geniş manasındaki emanetlere bilinçsiz bir şekilde ihanet etmekteyiz. Bizim algıladığımız dar olan sanki bir kişinin, diğer bir kişiye elle tutulur maddi bir şeyi vermesi gibi algılamışız ve öyle yerleşmiş. Oysaki birine söylenen bir sırda emanettir. Bizim vücudumuz bütün azalarıyla rabbimizin bizlere emanetidir. Çocuklarımız, hanımlarımız, köyümüz, devletimiz hatta bize verilen bir makam, bir görevde emanettir. Dolayısı ile bu emanetlere liyakatlik göstermeliyiz. Bizde kalması gereken bir şey veya söz ise onu aldığımız gibi muhafaza edip ifşa etmeden korumalı ve saklamalıyız. Bunlar üzerine çok çeşitli ayet ve hadisler bulunmaktadır. Bunları bilmek ve öğrenmek her Müslüman’a farzdır. Belki farz i kifayet diyeceksiniz ama herkesin bilmesin insanlık için faydalar vardır toplumun gelişmesinde temel taslar olmaktadır. İnşallah bizler bunun üzerine düşünerek geniş araştırmalar yaparak bu vasıflardan kaçın maliyiz, bu vasıflarda olan kimileride uyarmalıyız. Müslümanlar için münafıklar kâfirlerden daha tehlikelidirler. Bunu iyi bilmemiz gerekmektedir. Çünkü münafık Müslümanların içlerinde yasayan bir topluluk ve virüs olduğu için zararı daha fazla olmaktadır onların kimler olduğunu bilemeyince tedbir almak tada zorluk çekilmektedir. Kâfirin kim olduğu bilindiği için ona karşı onun gücüne karşı bir güç bir taktik geliştirebiliriz bu acıda İslamiyet ve Müslümanlara münafıkların daha fazla zararları dokunmuştur. Umudum odur ki bu kötü hasletlerden arınmış bir toplum olarak hakki hak bilip hakça yasayan, batili batıl bilip batıldan şiddetle uzaklaşan bir toplum haline en yakin bir zamanda dönüşmemizdir. Rabbim bizleri haktan ve doğruluktan ayırmasın inşallah.(âmin) Sözün özü: Nokta kadar menfaat için, virgül kadar eğilmeyen bir kişiliğe ve bilince sahip toplum olalım.
Hak gelince batıl zail olmaya mahkûmdur. Allaha emanet olun.
Yılmaz ARSLAN
|
| Sonraki > |
|---|


